bitmemiş şiir
Sevgilimi görmeye gidiyorum.
Geçen sefer gittiğim de iki sütyen markası öğretmişti bana.
Kırmızı ışıkta durduk.
Kent Mezarlığı tabelası
sağ tarafı gösteriyor.
Oraya gitmem gerekmiyor
şimdilik.
Sevgilimi görmeye gidiyorum,
mutluyum.
Ama oraya da gideceğim.
Mecburum.
Henüz varamdım ona.
Bir şehirden bir şehre gidiyorum.
İki şehir değiştirseydim
iki şehir derdim.
Ama bir şehir sadece.
Şiir bazen
gevezelik gibi geliyor.
Dilime bir törpü sayın
şeyler,
eş
ya
Lar.
Sevgilimin çişi geliyor.
İşedi.
Kitap almaya geldik.
Sonra sustuk.
Ne kadar sürdüğünü
aklımda tutamadığım şeyler arasında
yer aldı o süre.
Kaçtık sonra
Bu yaşamak
üzerimize iyi durmadı diye.
Kirine bastık
temiz tarafımızın talip olduğu
her yeriyle.
Eğer bu bir şiirse
İşte gevezelik biraz ötede
“De” ile “da”
ayrı yazılır dedik
bitişik okunduğu halde.
Şiir yine de vardır.
Kahrolası varlık
bir de gerçektir.
Şiirde çok kullandım
Mayakovski’yi.
İntihara sürüklenirken
dur diyen hissi.
Sağ elin işaret parmağına
...şehadet mi diyorduk
inanmaya başlamaya?
Şiir bazen
lafzanlık olmamış gibi yapmak.
İstemek.
Arzuların bitmesini beklemek.
Zaman dedik.
Vardır işte.
Bir yetmişlik devirmek,
sonra sigaranın dumanını
dışarı üflemek için
konteynır evin
güneye bakan camını açmak.
Gördük mü,
dedik diye miydi şiir?
Demiştik diye mi?
Vardır işte.
Kahrolası bir gerçektir.
Biraz zaman içinde,
biraz mekânın dışında.
Bir şey anlamadığımızdan belki
suya biraz su çalındığından
Tanıştık
Bir su birikintisinde
“Söndürdüm cehennemi”
demesem
unutacak gibiyim
Sevgilim işedi.
“Hadi gidelim,” dedi.
Kitap aldık.
Alırken
ölümü düşünüp
kulağına fısıldadım:
Evren şahitliğinde
kirpiklerime farz kılınmış
gözyaşı sayısını
kabul ettim.
Öleceğiz.
Cesedimizi gösteren
bir kent mezarlığı tabelası
getirecek birini
bize.
Ama şiir olsun diye değil.
Okunsun diye de değil.
Çünkü vardır zaten.
Şu “çünkü” bağlacını
pek sevmem şiirde.
Mayakovski’yi de
çok kullandım belki.
Ama yine de diyorum:
Kahrolası şiir vardır
ve bu
bir gerçektir.
Yorumlar
Yorum Gönder