doğaçlama ayrılık..
Doğaçlama ayrılıkla kesişen Şantiye Güncesi..ve sahnesiz sahne
07:40
Şantiyenin dik yamaçlarından aşağı doğru süzülüyorum, işe gitmek için.
Dudağımdaki sigaranın dumanı yayılıyor… evrene.
Bu yazıyı mesai saatleri içinde yazıp, sana mesai saati bittiği vakti atacağım.
Yazdığım her anın saatini de yanına not alacağım.
Çünkü çalışmak yazmama engel oluyor.
Düşünmeme de engel olsaydı keşke…
Diye geçirmeyeceğim içimden.
Gidiyorum mm...
Nizamiyenin solun da bekçi kulübesi.
İçin de bir şeylere kırgın olduğunu varsaydığım,
Kaşları çatık yaşlı bir adam yatıyor sırtüstü.
Kırgınlığı belki yalnız
uykuyla alt edip
Şehre inen sis,
Palet taşlarının altında ezilmiş çiçeklere de sinmiş.
Buradayım.
Merkezi sen alırsak,
saat iki yönün de…
Dünyaya göre
şanslılar galiba.
Henüz onların dibine
işemedim çünkü.
07:54
İş bekler patronlar.
Kararan gökyüzü altın da
işçi için yoktur iş vakti.
Ve bu korodan
Duyulmaz
proleterin
keder içli
senfonisi.
Bu yüzden yenilmiştir belki
Emekçi Marks'ın "emek ve değer" teorisi.
Patronlar iş bekler kulaklarını dikip tavşan gibi
Şiirden anlamayan, yağlı göbekli domuzlar.
Dmişti ya Mayakovski.
Geri geleceğim sevgili.
Gövdemi yanıma aldım
Senden uzakta.
İskeledeyim şimdi!
---
08:45
Camdan atladı, göbeğini gizlemek için pantolon kemerini son deliğe kadar sıkıştırıp takmış bir işçi.
Çalışmak için epey hevesli görünüyordu.
Ya da
Satmak için
artık
Emek
miktarını.
Sisten kaybolan şehir
Başlıyor uğurlamaya
İçinde kaybolduğunu.
(Yüzüm kardeşime dönük, soruyorum)
— Hestê min li cem te ye?
Cevabı, ona dönük olan yüzüme çakmağı fırlatarak veriyor.
Yakıyorum sigaramı.
İlk nefesi içli.
Şehir tamamen görünür oluyor
Bütün kiriyle, içindeki yaşamın.
(Çooook
Canım
Sıkılıyorrr...)
Zihnimdeki seni ayırıp,
Burada
muhtemelen keder,
Gövdeme sarılıyor.
Rahat bir nefes alıyorum.
Daha sonra…
Ne olur ne olmaz diye
Seni aklıma getirip.
Ve bir parantez açmak istiyorum yaşama,
Alıp içine seni.
Hatırlatacağımı söylemiştim.
Saat
09:07
H İ Z
N
İ M
D Ö
N
R O Y
Etrafında
Çevirirken paslanmış civataların
Paslanmış somunlarını…
Ben bu işi yıllardır ne diye yapıyorumun
Ters dönmüş zihnimde
karşılığı:
(Üç nokta veya boşluk.)
Ücra köşeleri benden mütevellit bu şehrin
Herhalde diye düşünüyorum.
Herhalde gittiğim her şantiyede çöp olmuş bir dizeye sahibim.
Utanmasam şiir diyeceğim.
---
10:07
Çaya geldik.
Seni de getirdim yanımda,
Göğsümden hiç çıkarmadığım kalbimle.
Sesleri geliyor metruk binanın kuzey cephesindeki odada oturan işçilerin.
“Bir iki ay çalışıp bir araba alacağım.”
“Senin şu külüstürü değiştirmeyecek misin?”
“Ayağımı yerden kesiyor…”
“Bursa’da ev bakıyorum ben de.
İki odalı,
dayalı döşeli.
Nişanlıyım.
Babasının evine de yakın
diye öyle istedi.”
Gibi sarfedilen cümle öbekleri.
Yan taraftayım ben de.
Sigarasız ve çaysız.
Hayalleri kuran değil,
İşiten tarafta..
Her zaman olduğu gibi
Gülünç geliyor bana bazen
Bu hayat trajedisi.
“Kalkıyoruz gençler!
Geldi işte iş vakti.
Molaya on beş dakika demiş
koduğumun burjuvazisi.”
---
11:23
Yemeğe gidiyorum.
Bu şantiyenin yemekleri yenilmiyor.
Ben zaten pek yemek yemem ama işçilere üzülüyorum.
En son döveceğim birilerini.
Görecekler günlerini
Benim tepemi attırmasınlar dedim geçen, bağırarak Kafasına kepi yan takmış aşçıya!
Sıra sıra sıralar… birbirinikovalar
Ben de Bıktım şu sıra da beklemekten ve bekleyişin içindeki unutuş* olmaktan
Sayın Blanchot !abi
Ben tam bıkarken:
“Hadi be!” diyor gür bir ses tonu.
“Yine mi bulgur, ıspanak ve şu renkli salata?”
Yüzümü çevirdiğimde, çoktan susmuş oluyor yankısı sesin
---
11:46
Furkan’la her öğlen molasında sırtımızı dayadığımız duvarın biraz aşağısında oturuyorum.
Ondan söz etmek istemiyorum artık.
Terk edildim .
Terk edilme demişken
Sözü sana getirip...
Sözünü ettiğin,
Sözünü etmekle beni delirttiğin
Son ayrılık sahnesini
Betimlemeye geçiyorum.
---
Sönecek ışıklar yok.
Üstelik yerden biraz yüksekte duran bir sahne de görünmüyor ortalıkta.
Oyuncular, seyircisiz oynayacak bu oyunu.
Provası olacak bir devrim arefesinin,
Diye düşünüyor ikisi de.
Kadın, kafasında şapkayla dolaşan sardunyayı oynuyor istemsiz bir tavırla.
Gökyüzünden sıkılmış sanki.
Veya yerine gibi…
Veya “-nın” değil, “sanki”nin yerine.
Erkek, yeni yetme bir aşığı oynuyor
Kafasında şapkayla dolaşan sardunyaya karşı.
İkisi de rolü unutmuş.
Daha doğrusu,
bir rol de yazılı değil
Herhangi bir kağıtta.
Birbirlerine güveniyorlar.
Ve doğaçlama bir ayrılık
yaşanacağına...
...
Avuçları gökte şapkalı sardunyanın,
Elleri küçük ve mahcup
Görünüyor.
(“Dudakları titreği de ekleyelim mi buraya?”)
Diye girişen bir yönetmen
Olsaydı iyiydi
Erkek diz çökmüş,
Mahçup bir bakışla süzüyor
Avuçlarını şapkalı sardunyanın.
Hatırlatmak gerekirse:
Hatırlatmıştık
Sahne yok.
Oldukça ışıksız
Her ikisine de
Görünen tarafı dünyanın.
(Burada sahne kesiliyor.
Burjuvazi işçiden
çalışma talep ediyor.)
Ağız dolusu bir küfür!
....
13:50
Yerde Duran Kırık bir falçata parçasına bakıyorum uzun uzun
Nabzımda hissetmeye yoruyorum
Protez bacaklarına ıslık çalınmış bir şairin dizesini
"Ben zaten gecenin arka cebinde falçatayım "**
....
14:02
Yaktığım sigaranın üstüne damlıyor güneşin anlımda topladığı ter
Demek yorgunum ..
..
14:08
Seni seviyorum
Yorgunluğuma aldırış etmeden ...
Henüz 14:09 olmadı ama ben peşinen söyleyeyim
mübağlasız ve edebi olmaktan epey uzak bir dille
Seni özledim!
....
14:24
Bu denli Özlemenin ardından
divanıdan çıktığımı varsaydığım şairin
İşitiliyor
O Uzgörürür cümlesi
Belki biraz da
kalan kısmın
Özeti.
....
"Şubhetê çengê dinalim hêj ji dest dax'a qedîm
Her wekî meş'el disojim
Dost nizam agah Heye ?•
Buradaki dax ,benim için ayrılık imgesini tasvir eder nitelikte kullanılmıştır
bilgilerinize
Arz ederim
...
15 :14
Sardunyanın avuçlarını havada unuttuk iyimi
Ve bakışlarını o avuçlara kitlenmiş
Yeni yetme aşığın
....
Çaya geldim ve erken davranmazsam bitecek ..
Yetiştim..
Sahneyi devam ettirelim
Işık
Sees.
Kess
Başlayın
-sahnenin tamamı parantezin içinde yazılıdır
(
)
Kestiiik !!!
Harika
,
Bakışları avuçlarında donuk
Değme erkeğin
Ve gökyüzüne doğru bakıyor
Şapkalı sardunya
Burada Gülümsemek ve tokat atmak arasında kararsız kalınıyor ...
Değme erkeğin
Dogaçlama yazılmış diyalağu üçü de aynı olan üç kelime
Fazlası olmasın lütfen!
(Kabul
Kabul
Kabul )
Ne arzu edersen
Ya bağışla avuçlarına doğmuş gözlerimi
Ya da fırlat
Bakışlarımı
Onların üzerinden
15:46
İnsan bazen bilir alınacak kararların
Neyi tahvil ettiğini diye geçirdim içimden mermer taşını teraziye alırken
Ama insandır
Yine de taşır
Göğün üstünde dolaşarak
Gururunu
Ve giydirir belki
Beyaz bir buluta Kara bir pantolonu***
...
İnanıyorum
çiçeklerin içindeki
Bir Niş e
Kaçırmış olmama
rağmen
yaşamak terazsisini
.
Sahneymiş gibi olan sahne
Ve sözde ışıkların
Karanlık arafı
Nerdeyse aynı
Bu oyunun.
Eni
Boyu
Her tarafı
Işıklar (sözde )
Çekimm
Başlayın
Sahnenin tamamı ters parantezler içinde yer alıyor
)
(
Sardunya şapkasını çıkarıp
Avuçlarını Göğe teslim ediyor
Gözleri kenetli
Değme erkeğin
Gökyüzünde ki
Avuçlara
Ve üç sözcüklü
sahne
Kabul
Kabul
Kabul
Ne arzu edersen
Ya bağışla avuçlarına doğmuş gözlerimi
Ya da fırlat
Bakışlarımı
Onların üzerinden
...
Oyun burada kesiliyor
Eh Bizde malzemeyi toplayıp
İnimize dönüyouz
Hatırlatmamda fayda var
Saat 17:01
Göğe kalkan avuçlardan
Cevap bekleme vakti !
*Blanchot, "bekleyiş unutuş" kitabı
**Didem madak , Çiçekli şiirler yazmak istiyorum bayım, şiiri
***Mayakovski'nin Pantolonlu bulut şiirine Atıf
•(Çan gibi inliyorum halen kadim yaranın elinden yanıyorum meşale gibi,
bilmem dostun haberi varmıdır ?)
"melayê cizîrî"
Yorumlar
Yorum Gönder