işte budur benim için şiiir

“İkinizin de nerede olduğunu bilmiyorum ama buraya muhakkak geleceksinizdir.

Demek biriniz şiiri, ötekiniz yaşamı ciddiye almıyorum diye beni terk ediyor.
Geç mi kaldım?
Siktir!ayrıldık mı yoksa?
O halde gelin anlatayım, 
yalnız ikiniz gelin ama.

Söyleyeceklerim şiirin etiği veya poetiği ile ilgili değildir. Absürt edebiyat yapma telaşında da değilim. Sıkça yapılan ve artık baydırmadan öteye gitmeyen sanat tartışmalarına da girmiyorum.
Sadece durumun bende yarattığı gerçeklikten söz edeceğim.

...On yedi yaşındayken bir adamla tanışmıştım. Kırk yaşlarında, kafayı kitap ve şiir yazmakla kıran birisiydi.
Bunu size daha önce hem anlaşmam olduğu için hem de bu işi biraz ciddi yapıyormuşum gibi görünmek için anlatmadım.
Elbette bu işin bir haysiyeti vardır, fakat bende yok!
Bu adam bir yerlerde yazdığım birkaç şeyi görmüştü. Bunları ona satmamı istedi. Önce biraz kararsız kalsam da pazarlığa oturduktan sonra kabul ettim. Adama her gün bir şiir atacaktım, o da bana dört bira parası gönderecekti. O zamanlar bira on beş liraydı sanırım, şimdi yüz on beş olmuş.
Bu bunak adamla iletişimim bir süre böyle devam etti. Hatta bir ara dürüm parası eklendi. Bu adama “moruk” dememe ve bazen sincaba benzediğini söyleyip kahkaha atmama rağmen bana bir şey demiyordu.sanırım hakaret olarak görmüyordu artık 
Bazen yazarken bazı imgeleri alıp “Bu iyi, bunu bu salağa vermeyeyim,” diye ayırdığımı hatırlıyorum. Öylece çok şiiri heba ettim.
Peki heba edilen bir şiir terk edilmeye sebep mi ?
Moruk bazen bana ders de vermeye çalışıyordu.
“Etrafına bak, ne görüyorsan onu yaz,” diyordu.
“Sen neden yapmıyorsun lan o zaman?” dediğimde susuyordu.
 yazdığı şiirleri okuduğunda. Ben, “Böyle şeylerin üzerine ancak akşam içeceğim biradan sonra işerim,” deyip gülüyordum.
Bu, yaşamım boyunca hiçbir şeyi ciddiye almadığımdan kaynaklı değildi.
Rezil şeyler yazıyordu.
O, yazmak için yazıyordu şiiri; ben sadece işe yaradığı için kullanıyordum.
Yani aramızda hiçbir bir fark yoktu.
Ben sadece içebilmek için yazıyordum 

(Seninle ilk tanıştığımız zaman Marksizm üzerine konuşmuştuk,sana kapitalin üç cilddini inşaat iskelesin de bitirdiğimi söylemiştim,sen de emret komünist manifestoyu ezbere okuyayım demiştin , yaşamın önümüzde titrediği günlerdi, hatırlıyorsundur ,işte bu da bir itiraftır,kapitalin üç cildini ikinci kes aldığım da bütün kitaplarımız karışmış olmasına rağmen bana ilk aldıklarımın nerede olduğunu sormamıştın ,iyiki sormamıştın , onları da satıp bira almıştım! the end canım! marks'ın meta tanımına katılmıyorum, al sana Marksist estetik)
Peki bu beni terk etmek için yeterli bir sebep mi ?

İşte şiiri de böyle Kullanıyordum sincaba benzeyen adam gibi,şiir yüzünden beni ciddiye alan, iltimas gösteren o kadar zeki ve güzel kadın vardı ki aklım duruyordu. Bazen zeki olduklarından bile şüpheye giriyordum, kadın konusunda eflatun ve Nietzsche'ye katılıyordum bu yüzden .bazıları halen hatırımdadır
Şiir üzerine biraz konuştuktan sonra eğer yanına gidersem bana sarılıp uyuyacağını söyleyen edebiyat öğretmeni bir kadın olmuştu. Yüzüm de hiç de iyi niyetli olmayan bir gülümseme belirmişti ,ben sadece uyumayı düşünmemiştim sanırım 
Bu bir erkeklik güdüsü mü? İşte bu da kahrolsun.
Beni terk etmen için yeterli bir sebep mi peki ?

Kadınların şiirle olan ilgisini anlamıyordum . Daha sonra şiirin dişi olduğunu Selim Temo’dan öğrenecektim.
“Her batında kendini doğuran, sanırım şiir dişidir,” der.
Ben kesinlik veriyorum.
Peki beni terk etmeye yetecek bir kesinlik mi bu ?

Benim için şiirin özü, o sincaba benzeyen adamla olan iletişimimle aynı; hiçbir şey yitirmemiş.
Demek biriniz şiiri ciddiye almıyorum diye beni terk etti. O zaman şiirin bir tanımını yapalım,

"Eğer şiirin hâlihazırda bir tanımını yapmamız gerekecese, Ingmar Bergman’ın “Gerçeklik bizimle dalga geçer,” söylemine karşılık “Şiir gerçeklikle dalga geçer,” diyebiliriz. Ya da daha doğrusu demeliyizdir.
Tam emin değilim.
Dalga geçiyorum.
İşte budur benim için şiir!
Beni terk etmeye yetti mi?

Demek ikiniz beni terk ettiniz. O halde sincaba benzeyen adama sattığım son şiiri aşağıya bırakıyorum.
On yedi yaşında yazdım.
Bunu sevgilime yazdığımı ve eğer bir yerde paylaşırsa annesiyle romantik bir akşam yemeği yemek isteyeceğimi söylemiştim.
Beni satan bir kadına ancak sattığım bir şiir armağan edebilirim.
Beş para etmez ama dört bira etmişti.
İçip bir güzel işemiştim.
İşte budur benim için şiir.”

Beni terk etmenize değdi mi ?



Gözlerin
aleni bir intihar teşebbüsüdür.
Ellerini
daha sonra bir şeylere benzetirim.
Şimdi yorgunum
ve masanın ötekilerden kısa ayağı kadar kederli.

Vecd ile bin secde ederken aşkına
mutmain bir vedayla cezalıyım.

Bence, aslında Allah var
ve Tosyalılar o kadar da çok konuşmuyor.

Ve aslın da Gözlerin,
dimdim kalesinin kapılarına
açılıyor olabilir.
Fethi bin mürid ister
fakat ben çulsuz çoban

Her Mem û Zîn’e
bir Beko musallatsa,
eğer o elleri mezarda dahi
ayıracaksa 
Dünya tartışmaya kapalı bir konudur.

Allah var şimdi:
yalnızlığı hiç sevmedim.

Allah var.
Onu görürsem
Marduk’u ve Mani’yi şikâyet edeceğim.
Soracağım sonra:
“Mahmut Derviş neden bu kadar erken öldü?”diye 
Yüksek rakımlara kanla yazılmış,
baştan savma bir kader 
Bırakılır mı bana 

"Kadavramıyım lan ben!"
diyeceğim, görürsem eğer 

Sahi kan neden hep yüksek rakımlarda ?
Neden Mem ile Zîn’i kimse bilmiyor?
Neden Şirazî her yerdeyken
Melayê cizîrî unutulmuş?

Ve neden
hep delikanlı,
adama yakışmayan bir şeyler var?

Aklıma gelmişken söyleyeyim:
“Ellerin;
bende olmayan her şeye benziyor.”





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

en kötü ihtimal

doğaçlama ayrılık..